KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESİNİN EN DERİN CEPHESİ: DENİZLER KİMİN OLACAK?

GÜNDEM, 27 Temmuz 2026 Pazartesi, 11:19

Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Kadan, yeni kitabı Denizlerin Fethi Çağı ile küresel güç mücadelesinin denizlerde şekillenen yeni dönemini değerlendirdi. Kadan, teknolojik gelişmelerin denizlerde kalıcı egemenlik dönemini başlatabileceğini savunarak bunun uluslararası hukuk ve dünya düzenini kökten değiştireceğini söyledi.

Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Kadan, yeni kitabı Denizlerin Fethi Çağı'nda küresel güç mücadelesinin denizlerdeki cephesine mercek tutuyor. Kadan'a göre insanlık ilk kez denizleri kalıcı egemenlik alanına dönüştürebilecek teknolojik eşiğe yaklaşıyor. Bu gelişme yalnızca deniz hukukunu değil, dünya düzenini de değiştirecek bir potansiyel taşıyor. Kadan ile kitabını konuştuk...

Çünkü tarihte ilk kez bunu mümkün kılabilecek askeri, teknolojik ve ekonomik şartlar oluşuyor. Binlerce yıl boyunca denizler insanlığın müşterek malı sayıldı. Bunun nedeni ahlâki bir tercih değil; teknik yeterliliğe ulaşılamamasıydı. Bugün ise tablo değişiyor. Otonom deniz araçları, uydu ağları, deniz tabanı sensörleri, uzun menzilli füzeler, akıllı mayınlar, derin deniz madenciliğini mümkün kılan teknolojiler... Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde artık deniz romantik bir manzara olmaktan çıkıp kontrol edilebilen bir coğrafyaya dönüşüyor. Kitabın temel iddiası da budur.

DENİZLERDE YENİ DÖNEM

Evet. Yaklaşık dört yüz yıldır dünya düzeni "denizlerin serbestliği" ilkesi üzerine kuruldu. Mare Liberum İngiltere'nin yükseliş ideolojisiydi. Daha sonra Amerika bunu küresel bir sisteme dönüştürdü. Çünkü dünya ticaretini kontrol etmek isteyen güç, deniz yollarını açık tutmak zorundaydı. Bugün ise yükselen Avrasya devletleri aynı dünyaya farklı bakıyor. Çünkü kendilerine tehdit büyük oranda denizlerden geliyor. Bu nedenle tüm alanlarda olduğu gibi denizlerde de korumacılık eğilimleri yükseliyor. Böylece Grotius ile Selden arasındaki 400 yıllık tartışma yeniden gündemimize giriyor. Kitap da bu tarihsel ve hukuki tartışmayı bugünün jeopolitiğiyle ilişkilendiriyor.

Kesinlikle. FONOP çoğu kişinin düşündüğü gibi yalnızca hukuki bir uygulama değildir. Bu, Amerikan deniz hegemonyasının fiili uygulamasıdır. ABD'nin bütün küresel üstünlüğü şu varsayıma dayanır: "İstediğim yere istediğim anda donanma gönderebilirim. Beni dinlemeyenin kafasını ezerim." Bu kabiliyet ortadan kalkarsa küresel hegemonya da çöker. Bu nedenle Washington "açık deniz" kavramını sadece hukuk olarak değil, stratejik zorunluluk olarak görüyor.

DENİZLERİN 3'TE 1'İ ABD'YE KAPANIR

Bu aslında önümüzdeki yılların en önemli tartışması olacak. Çin, Rusya, İran... Hatta Hindistan, Brezilya, Endonezya... Tüm dünyada hegemonyanın şımarıklığına karşı duvarlar yeniden yükseliyor. Artık devletler farklı gerekçelerle de olsa geniş deniz alanlarında daha fazla kontrol talep ediyor. Bunun için de 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge alanları, karasuları gibi muamele görmeye başlıyor. Yani uzun yıllardır ABD gemileri "seyrüsefer serbestisi", "transit geçiş", "zararsız geçiş" adı altında Avrasya denizlerinde cirit atarken, şimdi 170-180 mil açıktan geçen ABD gemilerine bile "Hayırdır hemşerim nereye böyle!" denilerek notalar veriliyor. Münhasır Ekonomik Bölge'nin karasuyu gibi muamele görmesi ise dünya okyanuslarının üçte birinin ABD Donanması'na kapatılması anlamına geliyor. Üstelik yeni teknolojileri düşünce devletlerin bu iddialarını sürdürebileceği kabiliyetleri de gelişiyor. Yani artık mesele gemi sayısı değil; erişimi engelleme, alanı kapatma kabiliyeti.

ÇİN'İN GEMİ ÜRETİM KAPASİTESİ ABD'DEN 232 KAT FAZLA

ABD'nin 2. Dünya Savaşı'ndan çıktığında yaklaşık 6 bin savaş gemisi vardı. Bugün bu sayı 291. Bunun da 100 tanesini bile denizde tutmakta zorlanıyorlar. Bakım onarım süreleri gecikiyor, rotasyonlar erteleniyor. Ayrıca deniz gücü yalnızca filolarla ölçülmez. Gemiyi üretebiliyor musun? Bakımını yapabiliyor musun? Hasar aldığında yerine yenisini koyabiliyor musun? Bugün Çin'in gemi üretim kapasitesi ABD'nin 232 kat fazlası. Bakın 3-5 değil 232 kat fazlası. ABD'nin bunu tersine çevirme şansı kalmadı. Aslında en önemli soru gözümüzün önünde duruyor: Dev armadanız hala Hürmüz'ü açamıyorsa, gerçekten bir deniz üstünlüğünden bahsedilebilir mi?

YÜZYILIN EN ÖNEMLİ SORUSU

Mavi Vatan yalnızca bir deniz yetki alanı tartışması değildir. Bir kalkınma modelidir. Bir sanayi modelidir. Bir güvenlik modelidir. Bir dış politika modelidir. Türkiye deniz kokan bir ülkedir, Türkler ise son derece iyi denizciler... Dolayısıyla doğru politikalar ile hızla dünya denizlerinde fark yaratabilirler.

Bu kitap geçmişi anlatan bir deniz tarihi kitabı değil. Bugünü açıklamaya çalışan bir jeopolitik analiz de değil. Asıl amacı geleceği tartışmak. Ben okuyucuya tek bir soru bırakıyorum: İnsanlık denizleri nasıl paylaşacak? Bence önümüzdeki yüzyılın sorusu budur.

GÜNDEM 27 Temmuz 2026 Pazartesi, 11:19

Benzer Haberler

75 YILIN EN SICAK HAVALARI

İTÜ araştırmacılarının çalışması, Türkiye'de...

YASA DIŞI BAHİSLE MÜCADELEDE 47 BİN SİTEYE ERİŞİM ENGELİ

İçişleri Bakanlığı koordinesinde çevrim içi...

LGS TERCİHLERİNDE SON GÜN

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında merkezi...

AHBAP SORUŞTURMASINDA YENİ GELİŞME: 5 ÜNLÜ İSİM İFADEYE ÇAĞRILDI

Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen soruşturmada...

MERSİN'DE DENİZ FACİASI: AYNI AİLEDEN 4 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Denize giren 5 kişilik aile faciayla...